Agape danışmanlık merkezi
AnasayfaSite içi arama

Psikolojik Danışmanlık

Aile Danışmanlığı

Aile Sistemi İçinde Bir Kriz Olarak Kavganın Yeri

 

Bireyin yaşam doyumunun yüksek olması onun ilk ilişkilerinin sağlıklı yapılanmış olması ile ilintilidir ve bu ilişki ağı çeşitli gel-gitlerle birlikte aile ortamında yapılanır. Duygusal ve fiziksel stres yaratan krizlerle aile içinde karşılaşılabilir. Ebeveyn kavgası bu krizler içinde önemli bir yer tutar.

Anne-baba arasındaki tartışmalarda, çocuğun pozisyonuna dair genel olarak iki yaklaşım söz konusudur.

Bir yaklaşıma göre; ev içerisinde ve çocuğun gözü önünde yaşanan tartışmalar çocuk için travmatiktir ve bu nedenle onların yanında tartışmaktan, kavga etmekten imtina etmek gerekmektedir. Bu tartışmalara şahit olan çocuğun yaşadığı duygular, kendi kişiliği ve gelecekteki ilişkileri üzerinde olumsuz bir etkiye yol açar.

Diğer yaklaşıma göre ise, yetişkinlerin tartışmalarına şahit olan çocuk, bu tartışmaların yaşamın bir parçası olduğunu öğrenir ve tatlıya bağlanmış bir tartışmadan değerli bir yaşam dersi alır. Gelecek yaşamında gerilim yaşanan anlarda, çabuk endişelenen ve düş kırıklığına uğrayan bir kişilik  geliştirmez ve tartışmayı doğal bir olgu kabul eder.

Aslen bu iki bakış açısı , birbirine karşıt değil, birbirinin tamamlayıcısıdır. Her ilişkinin kendi gerçekliği içinde zaman zaman bu anlayışlardan biri diğerine nazaran daha işlevsel ya da zarar verici olabilir.. Yapılan tartışmanın içerdiği sözel ya da fiziksel şiddet, anne-babanın bu durumlarda ilişkinin gerilimini azaltmak adına manevra yapabilirliği, çocuğun durumunun kavga içinde bir koz-koalisyon olarak kullanılıp kullanılmadığı gibi etmenler dikkate alınarak bu iki yaklaşımın artı ve eksilerinden söz edilebilir.

Anne-babaların kavgalarını anlayabilmek için, önce çift olmaktan aile olmaya geçişe bakmak gerekir. Evlilik kararı almış olan bireylerin ilişkilerinin yapısı, sonraki süreçlerinde de önemli etkiye sahiptir. Örneğin “çatışmalı-bağımlı” ilişki özelliği olan bir evlilikte kavga etmek, o ilişkinin “normalini” oluşturabilir. Evliliğin insan yaşamındaki destekleyici ve olumlu özellikleri  ile birlikte, kendi doğasından kaynaklanan bazı zorluklarından da bahsedilebilir. Bu zorluklar hemen hemen her ilişki sisteminde yaşanmakla beraber, daha resmi bir ilişki kaydı olan evlilikte kendine has bir şekilde ortaya çıkar. İnsanların yaşam döngüleri olduğu gibi ilişkilerinde yaşam döngüleri vardır.

Çift- evli olmaktan ‘aile’ olmaya geçiş, aile yaşam döngüsünde önemli bir evredir. Çiftin, çocuk sahibi olarak aile olmaya geçişi, aynı zamanda onların ‘evlilik ilişkileri ile nasıl ilişki’ kurduklarına bağlı olarak şekillenir. Çocuk sahibi olmaya karar vermek ilişkinin, bireysel olarak nasıl yaşandığı-algılandığı ile ilintilidir. Hamileliğin bilinçli olması yada olmaması, doğacak çocuğa ve eşe ilişki içinde nasıl bir rol biçildiği, daha sonraki ilişki-aile krizlerinde önemli bir yer tutar. Çocuğun doğumu ile birlikte, ilişkiyi şekillendirme çabalarımız (artık çocuklu bir kadın/adamsın bazı şeylere daha fazla dikkat etmen gerekir, sorumlulukların arttı !), kendi aile sistemlerimizden evlilik içine taşıdığımız bireysel inanç sitemlerimiz (bizim evde böyle gördük, bu çocuk şu şekilde yetiştirilecek!), çekirdek aile dışında kalan aile büyüklerinin çocuk yetiştirme üzerinden aileye müdahil oluşları (anne-babanın kazandırmaya çalıştıkları ile açıktan çelişen tutumlar ve müdahaleler) aile olmanın ilk kriz noktalarıdır. Küçük insanın maddi ve duygusal ihtiyaçlarının karşılanması ve bakımı konusunda sıklıkla güçlük yaşanabilir.

Anne-baba kavgaları çeşitli nedenlerle olabilir. Çocuğa dair sorumluluklar, çocuk yetiştirme tutumlarındaki zıt tutumlar, çift ilişkisindeki sorunlar, bu sorunlara bağlı olarak gelişen, alkol kullanımı, kumar oynama, işkolik oluş,ekonomik zorluklar, bir başka ilişkiye yönelme gibi problemler, çekirdek aileye müdahil olan diğer aile büyükleri (kayınvalide-kayınpeder, görümce vd.), ilişki içinde bireyselleşme ve nefes alma noktalarının bulunmayışı, aşırı kıskançlık ve sahiplenme gibi bir çok neden kavgaya yol açabilir.

Bu kavgalar sırasında kimi zaman duygusal iklim fazla ağırlaşır, sözlü yada fiziksel şiddet olabilir.  Ebeveynler çocukları bir koalisyon edinmek için kavgaya taraf yada hakem kılmaya çalışabilir. Birbirlerinin kişiliğine yönelik ağır hakaretler edilebilir. Bazen bu tartışmalar geçici ayrılıklara yol açabilir ve taraflardan biri evi terk edebilir.

Anne-baba kavgası sırasında çocuklar hangi duyguları yaşar? Bu duygular, korku, kaygı, çaresizlik, öfke olabilir. Fiziksel düzeyde artmış ses tonu ve gerilimli bir atmosferde, bu havayı teneffüs eden çocuğun ilk duygusu korkmak olacaktır. Anne-babasının anlayamadığı nedenlerden dolayı birbirleriyle kavga ediyor olmaları nedeni ile kendisinin yada ebeveynlerinin zarar göreceğinden korkar çocuk. Kavga sırasında kulaklarını tıkar, bağırabilir, yatakta ise yorganın altına büzülüp ağlayabilir. Ya da sesini duyurabiliyorsa, korktuğunu ve kavga etmemelerini söyleyebilir.

Kaygı ise bilinçdışı bir süreçte ifade bulur. Çocuğun okul yaşantısında, arkadaşlık ilişkilerinde problemler belirebilir. Ailenin esenliğini gözetmek adına evde kalmak isteyen çocuk okula gitmek istemeyebilir, okulda arkadaşları ile ilişkilerinde kavgacı bir role kayabilir, huzursuz bir görünüm sergiler, dikkati dağılabilir, ders-aktivitelere ilgi ve başarıları azalabilir. Uykuları düzensizleşebilir, gece korkuları artabilir, kendi odasında yatan çocuk, anne-baba ile yatmak isteyebilir. Bu davranışları ile çocuk örtülü düzeyde, anne-baba kavgasını önlemeye yönelik bir çaba sarf etmektedir. Bu davranışların altında yatan asıl kaygı ise çocuğun kendi varoluş kaygılarıdır.  Çocuklar, yaşamlarını devam ettirmek için yetişkinlere muhtaç olduklarını bilirler. Bu bilinçdışı bir bilme halidir ve sadece maddi bir yaşam kaygısı değildir. Çocuklar yaşamak için fiziksel bakım kadar, sevgiye, ilgiye, duygusal olarak kollanmaya da ihtiyaç duyarlar. Süregiden anne-baba kavgalarının, çocukta bilinçdışı uyardığı ilk kaygı bu yaşam-ölüm kaygısıdır. Çocuk yukarıda saydığımız davranışlarla anne-baba çatışmasını kontrol altına almaya çalışarak aslında kendi varoluşu idame ettirmeye çalışır.

Bir diğer duygu ise suçluluktur. Çocuklarda suçluluk duygusunun ortaya çıkması psikodinamik gelişimin erken evrelerine denk düşer. Bakım veren anneye tümden sahip olmak isteyen bebek, bunun fiziksel olarak imkansız olduğunu görünce, anneye karşı çift-değerli bir duygu yaşar. Hem onu çok sever, hem de her zaman ona ait olmadığı için anneye kızar. Bu kızgınlıkla fantezi dünyasında anneye ceza verir. Bu cezalandırmalara rağmen annenin yeterli bir bakıcı olması, suçluluk duygusunun temelini oluşturur. Bu nedenle de çocukta suçluluk duygusunun takip edilmesi önemlidir. Eğer çocuk kavga sırasında taraf olmaya yada hakem olmaya zorlanırsa, bir tarafa yakın durmak zorunda bırakıldığı için istemediği bir açmazın içinde kalır ve kendini kötü hisseder. Ya da bir kavga sonrasında ‘sen böyle davranmasan, kurallara uysan, uslu davransan biz kavga etmezdik’ gibi cümleler duyarsa kendisini hem suçlu hisseder hem de kendi benliğini olumsuz algılar. Kendini suçlu hisseden bir çocuk, bu suçluluğunu telafi etmeye çalışır ve yetişkinlerin sebeplerini kavrayamadığı için hata üstüne hata yaparak kendini daha kötü hisseder ve bir kısır döngü yaşar. Bu süreçte mükemmelliyetçilik, kendi hatalarına karşı acımasız olma ve  katı bir yargılama gibi özellikler belirebilir.

Diğer duygular ise çaresizlik ve  görmezden gelme çabasıdır. Yetişkinlere müdahale edemeyen çocuğun çaresizlik duygusu artar. Bu duygu sıkışmışlığında çocuk ya olanları görmezden gelme, yadsıma gibi beyhude bir çaba içine girer ya da depresif bir duygu durumu yaşamaya başlar. Hangi tepkiyi vereceğinde kararsızlık yaşar, vereceği tepkinin getireceği sonuçları kestiremez, şaşkın ve ürkek bir halde ve bloke olup kalır.

Eğer anne-baba tartışmayı ilişkileri ve çocuk adına travmatik olacak noktaya kadar taşımıyorsa, çocuğun yanında başlayan bir tartışma eşlerin soğukkanlı oluşu ile o sırada makul sınırlar içinde kalıyorsa, çocuk bu tartışmalardan olumlu şeyler de öğrenebilir. Anne-baba arasında görüş ayrılıklarının olması ve bazen buna bağlı olarak tartışılmasının sağlıklı bir ilişki formu oluşturduğunu görmesi çocuk için faydalı olabilir. Böylece aile dışındaki ilişkilerinde tartışma yaşayan çocuk bunların normal insani durumlar olduğunu bilir, hayal kırıklığı ya da çaresizlik yaşayıp kendini bastırmaz. Dünyayı sadece mutluluk ve hazdan ibaret görmez bu durumları doğal karşılar. Böylece sıkıntılı durumlara karşı direnç eşiği, tolerasyonu yükselir ve her tartışmada hemen kırılmaz. Çocuklar bir çok olumlu ve olumsuz duyguyu ev ortamında yaşayıp öğrenirler ve sadece sevginin, hoşgörünün değil, öfke ve kızgınlığında insani ifadeler olduğunu fark eder. Tabii ki önemli olan bu öfke ve kızgınlığın tartışmada nasıl sergilendiğidir.

Tartışmalar her ne kadar spontan gelişse de, anne-baba bu tip durumlar için önceden kendi aralarında konuşup , mümkün olduğu oranda izleyebilecekleri bir yol haritası çıkarabilirler. Bu konuda bazı örnekler verilebilir. Çiftler çocukların yanında iken derinleşme ihtimali yüksek olan tartışmalardan uzak durmayı seçebilirler. Bazı konular iki tarafı çok çabuk duygusal olarak ivmelendiriyorsa , en azından bu konular çocuğun olmadığı zamanlara ertelenebilir. Çocukların kendi durumları ile ilgili olarak endişeye düşebilecekleri ve anlamayacakları parasal konular onların yanında tartışılmayabilir. Ev değişikliği, taşınma, boşanma, yakın birinin kaybı, büyüklerin ziyaretleri, zorunlu seyahatler, iş yemekleri vb. konularda ise çiftler tartışmalarını makul sınırlar içinde tutmalı, bu konuya bakışlarında bir ortaklık sağladıklarında kavga nedenleri ve sonuçlarını yaşına uygun düzeyde çocukla paylaşmalıdır. Çocuklarla ilgili bir diğer tartışma çocuk yetiştirme tutumlarındaki farklılardan doğar, bir ebeveynin yaptığına diğeri müdahale edebilir. Bu durumlarda bazen çocuk, hangi ebeveyninin davranışı işine geliyorsa onu istismar edebilir. Bu istismar kötü niyetli değildir ve insan oluşun doğasında vardır. Çocuk yetiştirmeye ilişkin tutumlardan doğan tartışmaların sonrasında anne-babanın bu konuları tartışması, ele alması önemlidir. Üzerinde uzlaşılan tutumları çocuk önünde yeniden tartışmamaya özen göstermek gerekir. Ağır sözlü ve fiziksel şiddet içeren tartışmalar içinse, tekerleği baştan icat etmeye gerek yok, tabii ki başarılabiliyorsa bundan kaçınmak gerekir.

Çocuğun yanındaki tartışma büyüme eğilimi gösteriyorsa, özel bir işaret sistemi ile ara verilebilir. Sonrasında çocuk, şaşkın ve ürkekse duygusu mutlaka konuşulmalı, tartışmanın içeriği hakkında anlayabileceği düzeyde açıklama yapılmalıdır. 4 yaşlarındaki bir çocukla, ergen bir gence yapılacak açıklama doğal olarak farklı olacaktır. Yaş ve gelişim özellikleri dikkate alınarak yapılacak açıklamalar, kimi zaman ikna edici olmasa bile, en azından o sırada çocuk kendi soru ve cevapları ile baş başa bırakılmamalı ve duygularını ifade edebilmesi için imkan yaratılmalıdır. Çocuğa yapılan açıklama onun korkularını uyarıcı olmamalıdır. Eğer buna rağmen çocuk kötü bir manzaraya şahit oluyorsa ebeveynlerden duygusal gücü yeten, çocuğu o ortamdan bir süre için uzaklaşmasını sağlayarak, tansiyonu düşürebilir.

İngiliz psikanalist  Fairbain’in dediği gibi: “Hem pastayı yiyip hem ona sahip olamazsınız.” Hem kavga edip hem ruhsal sağlıklı oluşu kollamak her zaman kolay olmaz. Eğer bütün bu dinamik-sistemik süreçlerde ilişkiyi taşıma ve kollama noktasında zorlanıyorsanız, aranızdaki tartışmalar sizin ve çocuğunuzun ruhsal sağlığını olumsuz yönde etkilemeye başlamışsa, bildiklerinize rağmen buna engel olamıyorsanız, size bu konularda yardımcı olabilecek bir uzmana başvurabilirsiniz. İlişkinizle çalışabilecek bir çift-aile terapistinden yardım alabilirsiniz.

 

Oktay Şılar - Uzm. Klinik Psikolog
AGAPE Danışmanlık Merkezi

 

*Bu makale Çocuğum ve Ben Dergisi Aralık 2005 sayısında yayınlanmıştır.

Geri Dön
İçeriği Paylaş

Makaleler

Agape danışmanlık merkezi
mavera interaktif